Şimdi biraz ingiltereden bahsedelim..
-bahsedelim.
"ada" ülkesi ve herkes aristokrat. herkesin herşeye verebilecek bir cevabı var. tuvaletçisinden hemşiresine kadar herkes "sokrat" herkes saygılı, insanlar sürekli "hellöövv" şeklinde bir commonwealth ağzı ile konuşuyor. bazen ne söylediklerini tartmak zor oluyor..
hastane güzel, sürekli sağlıklı yemekler çıkıyordu. yattığın yerden televizyon falan. benim odam çok güzeldi. camı sürekli buğulanıyordu. çok seviyordum o anı. kalkı

ta camdaki buğuyu silip geleceğimi daha net gördüğüm zamanı. evet, o cam geleceğimdi ve sildim onu. daha parlak oldu sildikten sonra.
pınar var bir de, sürekli yazıştık onunla. yemedim içmedim, yazdım ona. her ödülümü yazmadan yana kullandım. yoksa verdikleri diyet keki yiyebilirdim. o çok destek oldu bana. "topla gel elemanları" dediğimde "gelip basalım" gibi bir öneri sunmuştu. -di li geçmiş zamanımın geleceği kapsayan kısmıydı o. en iyi arkadaşım, karım, kocam, bebeem, annem, babam, sevgilim, kankam, teyzem, yengem. özetle hayatımda çok büyük bir yere sahip olan kişi o. daha çok ablam gibi.. (-di li geçmiş zaman yok, halen öyle)
ha bir de ben vardım. "olum ingilteredeyim. gilmour çıkabilir karşıma" triplerindeydim sürekli. yattığım yerden gilmour'u görme ve konuşma hayalleri kuran piskopat ben. lavuk ben!. ve geldim..
şimdi gidişimi düşününce, dönüşümün ne kadar şen şakrak olduğunu irdeliyorum. "peynirli sandviç alabilir miyim?" "yok, jambonlu var" "portakal suyu alabilir miyim?" "kayısı var". ingiliz menşeilli bir uçakta bir hostesle girdiğim diyalog'du bu..
yolculuğun en güzel kısmıydı. (kalçaları da iyiydi laf aramızda)
neyse, özetle toparlayayım. geri geldiğimde benim bıraktığım insanların çoğu değişmişti. ama çocuklardı o zaman daha. hayata atılmamışlardı. banyo gotiği gibiydi. "ahh abi hayatı s*kiyim yeaa" tadındaydı yaşamları. ama benim hayatımda çalışmak vardı. depo, sevkiyat, irsaliye, fatura, teslimat belgesi, kamyon, antrepo, 239 koli, 16.000 çift ayakkabı, 4 gün aralıksız mesai. o zaman beni bırakan ya da benim bıraktığım insanlar bugün çok farklılar. kimisi adam olmuş, kimisi rayından çıkmış. kimisi savrulmuş, kimisi hayatın anlamını çözmüş...
bir de niye sürekli yazdığım konusu var..
-forgive me father, i have a sin!.
günah çıkarma değil bu, hayır!. daha somut bir şey bu. sanki kendime hayatımı anlatıyorum gibi. kendi ağzımdan duyuyorum yaşadıklarımı. "every saga has a beginning" yazarken hakikaten öyleydi. star wars izleyipte gaza gelmedim. (anakin'i severim) hakkaten yıkılan hayatımı oluşturdum.
-ahh, ama unuttuk birşeyleri..
evet, bir dönem hayatımın içinde yer alan insanlar. şimdi o zaman yaptığım şebeklikleri düşününce sıkılıyorum kendimden. hiç yok yere o insanlar girdiler ve çıktılar aniden. ama iyi ki de öyle oldu. iyi ki birileri girdi çıktı. iyi ki hastalandım, iyi ki düştüm. ama kalktım da..
eğer insan düşmezse dizinin kanayacağını nerden bilebilir?..
değil mi?
- ingiltere seyahati sırasında kendisini ziyaret eden Britney Spears ile nasıl vakit geçirdi?
- Kendisi ile diplomatik temaslarda bulunmaya çalışan ingiltere başbakanını nasıl fırçaladı?
- ironi yapmaya çalışan entel mahalle piçlerine ne cevap verdi? arkasından konuşanlara ne cevaplar verecek?
- R.H.C.P bateristi Chad Smith ile yaptığı çok gizli görüşmesinde neler konuşuldu, neler yaşandı?
- yurda döndüğünde neler yapmayı planlıyor?
- pkk sorunu hakkındaki görüşleri neler?
- kendisine yakınlık gösteren seksi ingiliz hemşireyi nasıl taciz etti?
- hastanede morfin alı
hepsi ve daha fazlası Blondeskinhead ile yaptığımız çok özel rö
Az kaldı. izleyin.
--
bir kutu yanlizlik biraktin bana giderken.
her gun acip o kutuyu
baska bir yanlizlik sarkisi dinliyorum...
--
"benden fotografci olmaz zaten,olsa olsa mesaj kaygili eglencelik satir aralikci olur"...
...
i'm not a photgrapher,i'm not an artist,i'm not anything. i am a visitor,that's all!!
--
...SLN...
--
god saves me 4eva!
[link]
ne benzerlik!
gökçe
için
+
--
you can't take a picture , this is already gone .
Previous Page12345...Next Page